Turkish Tongue Twisters şaşırtmalar / tekerlemeler

Original: Cüce çinici Celali Hoca Cabi gizlice Marpuççular içindeki züccaciyecilere gidip içi Çince yazılı cicli bicili cam çubukları cepceğizine indirmiş.
English: Going to the glass ware shop in the mall, midget ceramics artisan Celali Hoca Cabi pocketed ornamental glass rods with Chinese writings inside.
Original: Bu eksi eski eksi.
English: This sour (lemon) is an old sour (lemon).
Original: Değirmene girdi köpek, değirmenci vurdu kötek; hem kötek yedi köpek, hem kepek yedi köpek.
English: The dog entered the mill, the miller has beaten it, it both has been beaten and ate bran.
Original: Aliş'le Memiş mahkemeye gitmiş. Mahkemede mahkemeleşmişler mi mahkemeleşmemişler mi?
English: Alis and Memis have gone to court. Have they been judged or not?
Original: Bir dağda iki tarla varmış birinci tarlaya ekilen bir sinik kekere mekereye dadanan bozala boz başlı kürkü yirtik pis porsuk, ikinci tarlaya ekilen bir sinik kekere mekereye dadanan bozala boz başlı kürkü yırtık pis porsuğa demiş ki, sen ne zamandan beridir bu tarlaya ekilen bir sinik kekere mekereye dadanan bozala boz başlı kürkü yırtık pis porsuksun? Öbür tarlaya ekilen bir sinik kekere mekereye dadanan bozala boz başlı kürkü yırtık pis porsuk da demiş ki, sen ne zamandan beridir bu tarlaya ekilen bir sinik kekere mekereye dadanan bozala boz başlı kürkü yırtık pis porsuksan ben de o zamandan beridir bu tarlaya ekilen bir sinik kekere mekereye dadanan bozala boz başlı kürkü yırtık pis porsuğum, demiş.
English: This is a very old, traditional Turkish tongue twister. It doesn't make much sense when you think about the meaning but it is about two old, possums with dirty, torn furs. It is about their conversation when they meet in the mountains.
Original: Gökten bir damla düstü, sip benim alnıma, sip anamın alnına, sip benim alnıma, sip anamın alnına, sip benim alnıma, sip anamın alnına, …
English: A drop fell from the sky, plop, on my forehead, plop on my mother's forehead, plop, on my forehead, plop on my mother's forehead, plop, on my forehead, plop on my mother's forehead, …
German: Vom Himmel tropfte ein Tropfen, blub auf meinen Stirn, blub auf den Stirn meiner Mutter, blub auf meinen Stirn, blub auf den Stirn meiner Mutter, …
Original: Şemsi Paşa pasajı'nda sesi büzüşesiceler.
English: People whose sound to be shrunk in Shemsi Pasha shopping arcade.
Original: Siz çekoslovakyalılaştırabildiklerimizden misiniz, yoksa çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?
English: Was it possible for us to czechoslovakize you or was it not possible for us to czechoslovakize you?
Original: Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, ortada su şişesi.
English: This side is summer side, that side is winter side, the water bottle is in the middle.
Original: Bu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak, sarımsaklamasak da mı saklasak?
English: Should we put this yoghurt away after adding garlic to it, or before adding garlic to it?
Original: Bir berber bir berbere 'Gel, birader, beraber bir berber dükkânı açalım', demiş.
English: One barber said to another barber, "Come on, brother, let's open a barbershop together!
Original: Şu yoğurdu sarımsaklasak da mı yesek, yoksa sarımsaklamasak da mı yesek?
English: Should we add garlic to this yogurt before eating it or should we not add garlic to this yogurt before eating it?
Original: Dal kalkar kartal sarkar kartal sarkar dal kalkar.
English: The branch rises the eagle sinks, the eagle sinks the branch rises.
Original: Bu duvarı badanalamalı mı, badanalamamalı mı?
English: Should we whitewash this wall or should we not whitewash it?
Original: Çatalca'da başı çıbanlı topal çoban çatal sapan yapar satar.
English: In Catalcada a bump-headed lame shepherd made a slingshot and sold it.
German: In Tschataldscha machte ein beulenköpfiger, lahmer Hirte eine Gabelschleuder und verkaufte sie.
Original: Kürkü yırtık erkek kel kör kirpinin yırtık kürkünü kürkü yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürküne, kürkü yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürkünü de kürkü yırtık erkek kel kör kirpinin yırtık kürküne eklemişler.
English: They have added the torn fur of the male, bald, blind porcupine with a torn fur, to the torn fur of the female, bald, blind porcupine with a torn fur and they have added the torn fur of the female, bald, blind porcupine with a torn fur to the torn fur of the male, bald, blind porcupine with a torn fur. (They have added the torn fur of the porcupines to each other's torn furs!)
Original: Şu karşıda bir karga var. Ne anam kuru kaba kara gagagı var.
English: Overthere, there is a raven. It has a bald, large black beak.
German: Dort drüben ist eine Krähe. Es hat einen kahlen, dicken und schwarzen Schnabel.
Original: Dışarıda şişmiş çenelerden diş çeken dişçi, çimdiklerdiği için didik didik dişleri su birikintisine düşürdü.
English: The dentist that drew the teeth out of swollen jaws outside, let the teeth, that had fallen to pieces fall into a pool because he was pinched.
Original: Kartal kalkar Dal Sarkar. Dal sarkar Kartal kalkar.
English: The eagle stands, the branch sticks out. The branch sticks out, the eagle stands.
Original: Kırk kartal, kırk uyar, kırk kalkar.
English: Forty eagles, forty sleep, forty are awake.
Original: Al şu takatukaları, takatukacıya götür. Takatukacı takatukaları takatukalatmazsa, takatukaları takatukacıdan geri getir.
English: Take those tumults to tumulter, if the tumulter doesn't tumult the tumults; take the tumults from the tumulter without having tumulted.
Original: Kırk küp, kırkının da kulpu kırık küp.
English: Forty jars whose handles are broken (off).
Original: Eller bazlamalandi da biz bazlamalanamadik mi?
English: The hands were basalized and we could not?
Original: Şu karşıki kurukahvecinin gagası çıkık burnu kırık karakancoloz kalfası Hakkı karışıklığa getirip kahveye kavruk kakule kırığı kattı.
English: Hakki form the coffee shop across the street that has long broken nose and ugly face added some roasted caules (bits of wood?) to the coffee with great haste when no one is looking.
Original: Kapıdan tavşan geçti mi? Geçti Tuttun mu? Tuttum Kestin mi? Kestim Tuzladım mı? Tuzladım Pişirdin mi? Pişirdim Bana ayırdın mı? Ayırdım Hangi dolaba koydun? Çık çık dolaba koydum Haydi al getir Getiremem Neden getirimezsin? Kara kediler yemiş. Vayı vay, miyav.
English: Dialogue: (A) Did the rabbit pass through the door? (B) It did. (A) Did you catch it? (B) I did. (A) Did you carve it? (B) I did. (A) Did you salt it? (B) I did. (A) Did you cook it? (B) I did. (A) Did you leave some for me? (B) I did. (A) Which cupboard did you put it in? (B) The click-click one. (A) So bring it? (B) I can't. (A) Why? (B) Black cats have eaten it. (A) uhh..ohh..Meuww.
Original: İndim kuyu dibine sildim süpürdüm silkindim çıktım.
English: I went down to the bottom of the well. I wiped, I swept, shook myself off and came out.
Original: bir tunç tas has hoşaf
English: a bronze bowl of unique nectar
Original: Al şu takatukaları, takatukacıya götür. Takatukacı takatukaları takatukalamazsa, takatukaları taka tukalatmadan geri getir.
English: Take these bummers to the bummer, if the bummer doesn't bum the bummers, bring back the bummers unbummed.
Original: Bir ikidir bir iki Beş altındır, beş, altı İnanmazsan say da bak On altı, on altı
English: One is twice, one is two, five is gold, five, six, if you don't believe count yourself! sixteen, sixteen.
Original: Mini mini birler Çalışkan ikiler Tembel üçler Dayak yiyen dörtler Beşler makine gibi işler Altılar altını çaldılar Yediler yemeğimi yediler Sekizler seksek olup gittiler Dokuzlar toktor olup gittiler Onlar kırmızı donlar.
English: Small small ones, hardworking twos, lazy threes, beaten fours, steady working fives, gold stolen sixes, sevens ate my meals, hopscotched the eights, faded the nines as doctors, tens the red tongs.
Original: Hakkı hakkının hakkını yemiş. Hakkı Hakkı’dan hakkını istemiş. Hakkı Hakkıya hakkını vermeyince Haklı da Hakkı’nın hakkından gelmiş.
English: Hakký has eaten Hakký's portion, so Hakký requested his portion from Hakký, when Hakký didn't give Hakký his portion, Hakký has beaten Hakký. (Hakký = Turkish male name but also hak/hakký = division, portion, partition)
Original: Çatalca'da Topal Çoban, yapar satar çatal sapanö Çatalca'da Topal Çoban olmasaydi, kim yapardi, satardi çatal sapan?
English: Topal Shepherd in Çatalca, who sells fork slingshot If there were no Topal Shepherd in Çatalca, who would have done, satardi fork slingshot?
Original: muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebileceklerimizdenmişsiniz
English: You turned out to be one of those whom we may not be able to quickly make a person who makes other people unsuccessful
Original: Bir müsellesin mesahayı sathıyyesi kaidesiyle irtifaının darbının nısfına müsavidir.
Transcription: Bir üçgenin alaný tabanýyla yüksekliðinin çarpýmýnýn yarýsýna eþittir.
English: A triangle's area is equal to the half of the multiplication of its base times its height.
Original: Şinasi, şu su şişesi son şansın.
English: Şinasi (man's name), that water bottle is your last chance.
Original: Aldım odun kavlı odun aldım aldım anamın damına kodum.
English: I gathered wood, kindling wood, I took and took and put it on my mother's roof.
Original: Çıktım incir ağacına yedim hamını mamını
English: I climbed up into the fig tree, I ate the unripe ones and such
Original: O pikap, bu pikap, şu pikap, …
English: that record player (far away), this record player (here), that record player (there)